üç noktalı haller...
Bir dalın uzanabildiği ama dokunamadığı yerlerin farkına varan gözleri ile, bir yola tutunmuş yürüyordu. Evleri vardı gittiği, söylendiği, uyuduğu, içtiği, izlediği, hiç uğramadığı... Gidecek bir yeri vardı hep... Kimisine koşarak gider, kimisinden yalın ayak kaçar... Kimisinde kalır biraz, kimisinin kapısında durur biraz... kaçsa da kavuşsa da “ayrılık” hep bulur yakalar onu... Elinde kimi zaman bir pamuk helva, kimi zaman bir sigara, bir keresinde de kelepçe bileklerinde... hiçbir şeye aldırış etmeden gideceği yere varır, sonra oradan başka yere varabileceğini düşünmenin umuduyla gene gider, ya da bir bakmış gelmiş bulunmuş... İlerisi, bir ötesi, elbet bir sonu vardır varacağı yerlerin...
Neyse; ağaç!
Ağacın tam demeyelim de, tepesine yakın bir yerinde, sanılırsa kökünden alıp kuvvetini bir coşku ile göğe fırlamış mı fırlatılmış da başarısız mı olmuş... bir dal!
Bir dalın uzanabildiği ama üçüncü boyutta dokunamadığı, asla da dokunamayacağı güneşin, sahillerde uzanan gölgelerden birinde; bir adam kılıklının kurak dudaklarına sahip olmaya çalışması sonucu, bir damla yaş isteniyordu şişeden. Birkaç şişeye vurulup infaz kararını vermişti sahip! Kalakalmışlığın kare şeklindeki penceresinden bir rota çizilecekti, her yeni güne, her yeni saate karşın; her geçen dakika akla sorgu, yüreğe sargı... Eninde sonunda bir derman bulacaktı, kalkacaktı ayağa, bir iki adım sendelese de önce, yürüyebilecekti sonra...
Sırtı duvarda kalacaktı ama! Sırtını ayıramıyordu duvardan... kopacaktı sanki...Hiç ümidi yoktu... sırtını duvarda bırakması gerekiyordu. Duvar!
Sırt-ı duvar!
Sırtını dayamış duvara... herhangi bir duvar... hiçbir özelliği yok, öylesine bir duvar... Şimdilik gölge de, biraz sonra gecenin ayazında buz gibi bir duvar olacak bu! Ve uzun zamandır kendisinden ayrılamayan bir sırta sahip bir duvar! Ne manası var, ne de gereği...
Bir arkasına dönememe meselesi var tabii... O ayrı... Dedik ya “kalakalmış”!
***
Heyecanlı bekleyişlerin içinde yerini alır bir saniye. Ve saniye dakikalarca sorgular benlerini... tek başına bir saniyenin bir günün bütün saatlerine sahip olmak istemesi... kayıtsız bir çırpınış dalgası başlar, duru durağı olmaksızın içler acısı bir devinime girişilmiştir artık... sessizlik aldı başını gidiyor, gidecek bir yeri vardır hep...
Fırtına sızmış bir duvarda, bir ümit kalkacak...
ne ara ne zaman kalkar bilinmez...
arada bul bir yerde...
Neyse; ağaç!
Ağacın tam demeyelim de, tepesine yakın bir yerinde, sanılırsa kökünden alıp kuvvetini bir coşku ile göğe fırlamış mı fırlatılmış da başarısız mı olmuş... bir dal!
Bir dalın uzanabildiği ama üçüncü boyutta dokunamadığı, asla da dokunamayacağı güneşin, sahillerde uzanan gölgelerden birinde; bir adam kılıklının kurak dudaklarına sahip olmaya çalışması sonucu, bir damla yaş isteniyordu şişeden. Birkaç şişeye vurulup infaz kararını vermişti sahip! Kalakalmışlığın kare şeklindeki penceresinden bir rota çizilecekti, her yeni güne, her yeni saate karşın; her geçen dakika akla sorgu, yüreğe sargı... Eninde sonunda bir derman bulacaktı, kalkacaktı ayağa, bir iki adım sendelese de önce, yürüyebilecekti sonra...
Sırtı duvarda kalacaktı ama! Sırtını ayıramıyordu duvardan... kopacaktı sanki...Hiç ümidi yoktu... sırtını duvarda bırakması gerekiyordu. Duvar!
Sırt-ı duvar!
Sırtını dayamış duvara... herhangi bir duvar... hiçbir özelliği yok, öylesine bir duvar... Şimdilik gölge de, biraz sonra gecenin ayazında buz gibi bir duvar olacak bu! Ve uzun zamandır kendisinden ayrılamayan bir sırta sahip bir duvar! Ne manası var, ne de gereği...
Bir arkasına dönememe meselesi var tabii... O ayrı... Dedik ya “kalakalmış”!
***
Heyecanlı bekleyişlerin içinde yerini alır bir saniye. Ve saniye dakikalarca sorgular benlerini... tek başına bir saniyenin bir günün bütün saatlerine sahip olmak istemesi... kayıtsız bir çırpınış dalgası başlar, duru durağı olmaksızın içler acısı bir devinime girişilmiştir artık... sessizlik aldı başını gidiyor, gidecek bir yeri vardır hep...
Fırtına sızmış bir duvarda, bir ümit kalkacak...
ne ara ne zaman kalkar bilinmez...
arada bul bir yerde...
Yorumlar
Yorum Gönder