dağılgan
dağılan ne varsa benden
dallarından kopan
ellerinden düşen
akıllarından çıkan
yollarından sürünen
bir gökyüzü görüyorum,
bulutlar benziyor
emin değilim ama
benziyorlar birbirlerine
yorulmuyorlar
sana benzemekten
kadehlere döküyorum seni
içimden boşalan herşeyi
boşalamıyorum yine de
bir şelale gibi deviniyorum
bir ucu bucağı bulamıyorum
dünya yuvarlak
bir kez daha
soğuyor dokunur dokunmaz
yakıyorum değer değmez
biraz daha belirginleşiyorum
bir yabancı rolündeyken
bir turist gibi keşfederken
bir kez daha sana
üzerine titriyorum,
terlemişliğinle beynimin içinde
kapılar bir bir açılır
kapanmak için de olsa
soluğum nefes aldığında teninde
kokunun buruşuyor tüm çiçekleri
yeniden açılacaklar çünkü
bunu duyabilirsin
biliyorum duyduğunu
çiçekler açmayı severler
sözler gümüş gibi
sükutun alfabesini oluştururken
bilmek öğrenmekten önce gelen
varsa yoksa hissedebilmek adına
varolmanın tadını hazlara iterek
yazın tarihinin sayfalarına bulanarak
birileri lekelerken, temizleyerek
koyuluyorum yollara
omuzumdan düşen kollarım
bir yarımadanın tüm sahillerine
uzanıyor bir ada iken O
dağarıcğıma sığdırdığım ne varsa
sarılıyorum eşiklerden adım adım
evim diyorum yığılırken
çamurdanlığıma dönüyorum
bir elin var etmesine kaçırılıyorum
düşünme telaşı yetersiz kalıyor
ellerim mi parmakları mı avuçlarım mı
kendime değiniyorum
kabuk bağlayan tüm yaralarım
bir fanus diliyorum
en zırhlısından
bir kovuk bulunca bir ağacındayız
susayarak tutsak edilmiş yağmur
kana boyanan kadehlerdeyiz
birbirine değen kelimelerden kuruluyoruz
bu bizi bir mağranın içine alıyor
meraklı tüm meşalelerimiz tutuşuyor
bir merdiven daha uzatırken cennete
belki bir kere daha yüzümüze
gözlerimiz geliyor görmek için
kendimize bakınıyoruz gözlerimizden
bir ihtimal daha içerileri kaçıyor
suçlu çocuklar gibi
isyan etmeden yalnızlaşıyoruz
tümden dünyaya atılıyoruz bir daha
gülüşleri terk etmek için
bir kalıp daha değiştirme hikayeleri
gün içinde sallanarak
bir an önce biraz sonra
hepsinde zamanın koşulan düşünceleri
anılara mahkum edilen
gerçekten uzaklaşırken
kırmızıdan maviye dokunanı biliyordum
bir şekilde günleri karşısına alacaktı
bir gözün içine düştüğünde
bir intihar uçurumlara çarpacaktı
rüzgarın tüm bedenine sahip olacaktı
bir kere daha çekiceklerdi boşluklarımdan
tutunacaktım senden gelen sanaya
dallarından kopan
ellerinden düşen
akıllarından çıkan
yollarından sürünen
bir gökyüzü görüyorum,
bulutlar benziyor
emin değilim ama
benziyorlar birbirlerine
yorulmuyorlar
sana benzemekten
kadehlere döküyorum seni
içimden boşalan herşeyi
boşalamıyorum yine de
bir şelale gibi deviniyorum
bir ucu bucağı bulamıyorum
dünya yuvarlak
bir kez daha
soğuyor dokunur dokunmaz
yakıyorum değer değmez
biraz daha belirginleşiyorum
bir yabancı rolündeyken
bir turist gibi keşfederken
bir kez daha sana
üzerine titriyorum,
terlemişliğinle beynimin içinde
kapılar bir bir açılır
kapanmak için de olsa
soluğum nefes aldığında teninde
kokunun buruşuyor tüm çiçekleri
yeniden açılacaklar çünkü
bunu duyabilirsin
biliyorum duyduğunu
çiçekler açmayı severler
sözler gümüş gibi
sükutun alfabesini oluştururken
bilmek öğrenmekten önce gelen
varsa yoksa hissedebilmek adına
varolmanın tadını hazlara iterek
yazın tarihinin sayfalarına bulanarak
birileri lekelerken, temizleyerek
koyuluyorum yollara
omuzumdan düşen kollarım
bir yarımadanın tüm sahillerine
uzanıyor bir ada iken O
dağarıcğıma sığdırdığım ne varsa
sarılıyorum eşiklerden adım adım
evim diyorum yığılırken
çamurdanlığıma dönüyorum
bir elin var etmesine kaçırılıyorum
düşünme telaşı yetersiz kalıyor
ellerim mi parmakları mı avuçlarım mı
kendime değiniyorum
kabuk bağlayan tüm yaralarım
bir fanus diliyorum
en zırhlısından
bir kovuk bulunca bir ağacındayız
susayarak tutsak edilmiş yağmur
kana boyanan kadehlerdeyiz
birbirine değen kelimelerden kuruluyoruz
bu bizi bir mağranın içine alıyor
meraklı tüm meşalelerimiz tutuşuyor
bir merdiven daha uzatırken cennete
belki bir kere daha yüzümüze
gözlerimiz geliyor görmek için
kendimize bakınıyoruz gözlerimizden
bir ihtimal daha içerileri kaçıyor
suçlu çocuklar gibi
isyan etmeden yalnızlaşıyoruz
tümden dünyaya atılıyoruz bir daha
gülüşleri terk etmek için
bir kalıp daha değiştirme hikayeleri
gün içinde sallanarak
bir an önce biraz sonra
hepsinde zamanın koşulan düşünceleri
anılara mahkum edilen
gerçekten uzaklaşırken
kırmızıdan maviye dokunanı biliyordum
bir şekilde günleri karşısına alacaktı
bir gözün içine düştüğünde
bir intihar uçurumlara çarpacaktı
rüzgarın tüm bedenine sahip olacaktı
bir kere daha çekiceklerdi boşluklarımdan
tutunacaktım senden gelen sanaya
Yorumlar
Yorum Gönder